İş Kazalarını Önlemede Güvenlik Kültürünün Önemi

İş Kazalarını Önlemede Güvenlik Kültürü Bilinci

Yoğunlaşan küreselleşme hareketleri teknolojik ilerlemeleri, teknolojik ilerlemelerde ülke ekonomilerini her geçen gün daha keskin bir rekabet mücadelesi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Ekonomik ve teknolojik alanda yaşanan bu gelişmeler, çalışma hayatına bakış açısını da önemli ölçüde değişime uğratmaktadır. Çalışma hayatında var olan, son dönemde özellikle bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmeler o kadar hızlı olmuştur ki, bugün dahi bu gelişme devam etmekte olup, bu gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan ürünler, makine, araç gereç ve kimyasal maddelerin insanlar üzerindeki bedensel ve ruhsal etkileri henüz kesin bir biçimde ortaya konamamaktadır.

İş Kazaları

Sanayileşme ve teknolojinin iş hayatına girmesi sonucu başlangıçtan beri bilinçsiz olarak ve gelişi güzel yayılması iş kazalarını ve meslek hastalıklarını anormal şekilde çoğaltmıştır. İş kazalarının meydana gelmesi üzerinde, kaza nedenleri konusunda yapılan araştırmalara dayanan değişik görüşler olmakla birlikte, iş kazalarının %50’sinin insanlara, %10’inin fizik ve mekanik çevre koşullarına, %2’sinin ise beklenmedik olaylara bağlı olarak meydana geldiği ortaya çıkmıştır. Bu değerler, aslında iş kazalarının yaklaşık olarak %98’i üzerinde önleyici tedbirlerin alınabileceğini göstermektedir. Bu sonuçlara göre iş kazalarının %98 ‘i üzerinde, iş sağlığı ve güvenliği konusuna gereken önem verildiği ve bu konuda yeterli, etkin önlemler alındığı takdirde önemli oranda azaltılabileceği ortaya çıkmaktadır.

 

İş kazaları ile meslek hastalıklarının neden oldukları kayıpları en aza indirmek amacı ile bilimsel araştırmalara dayalı güvenlik önlemlerinin saptanması ve uygulanması doğrultusundaki çalışmalar kısaca “İş Güvenliği” terimi içinde toplanmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliğinin genel amacı; gerek işçiye gerekse ailesine, içinde yer aldığı işletmeye ve diğer merciilere gelen yükümlülükleri azaltmak ve buna bağlı olarak, ülke ekonomisine verdiği zararları önlemek amacıyla ele alınan çalışmaların tamamıdır.

İş Sağlığı Ve Güvenliği

Ülkemizde ve dünyada iş kazaları ile meslek hastalıkları konusunda yayınlanan çalışmalar, veriler, araştırmalar incelendiğinde, bu nedenle yitirilen hayatlar, kalıcı iş göremezlikler, maddi ve manevi açılan yaralar, sakat kalmalar, uzuv kayıpları iş sağlığı ve güvenliği konusunun kamu düzeni ve toplum açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu amaçla işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için 6331 Sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu hazırlanmış, işletmelerde işverenlerin ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlenmiştir.

Günümüz çalışma hayatı ve çalışma hukukunun önemli bir boyutunu oluşturan iş sağlığı ve güvenliği çalışanların her anlamda sağlıklı ve güvenlikli çalışma koşullarını oluşturmayı hedeflemektedir.

Bilimsel araştırmalara dayalı güvenlik önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanması doğrultusundaki çalışmalar, daha çok işçinin teknik özellik taşıyan risklere karşı korunmasını ifade etmektedir. İşyerinde kullanılan makine, donanım, teçhizata bağlı olarak ortaya çıkabilecek risklerin saptanması ve bunlara karşı önlem alınmasıdır Ancak iş sağlığı ve güvenliği sadece teknik alanda belirlenen ilke ve standartların yanında çalışanın ve işletmenin de katılımının dahil olduğu uygulamaların gerçekleştirilmesidir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sağlık, “Sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil aynı zamanda bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir huzur ve iyilik halidir” şeklinde yapılmaktadır. (http://www.who.int/trade/glossary/story046/en/).

Bu tanımı dikkate alarak iş sağlığı ve iş güvenliği, işin yürütülmesi sırasında oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek durumlarda işyerlerinde korunmak ve daha iyi çalışma ortamı oluşturmak için yapılan her türlü çalışma olarak ifade edilmektedir

Dünya genelinde özellikle sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan yeni dinamikler ve üretim araçlarındaki zenginleşme sonucunda ele alınmaya başlanan iş sağlığı ve iş güvenliği, üretim ve hizmetin kapsamına giren tüm sektörleri içine almaktadır.

Birçok çalışanın her yıl iş kazaları sonucu yaralanarak, sakat kalarak veya yaşamını yitirerek, birçok çalışanın da kullandıkları zararlı maddeler nedeniyle meslek hastalıklarına tutularak zarar görmesi İSG kavramının doğmasına ve gelişmesine neden olmuştur. İSG çalışmalarının amacı insan hayatını tehdit eden, genel olarak kaza ve hastalık şeklinde ortaya çıkan tehlikelerden insanları korumak, zarar verici etkileri en alt düzeye indirgeyerek insanların daha güvenli ve sağlıklı bir ortamda, işletme açısından verimliliğin ve üretimin arttığı, çalışanların hayatlarını sürdürmelerini sağlamaya yönelik önlem çalışmalarının tümünü kapsar.

İstatistikler

Türkiye’de 2014 yılında 221.366 adet iş kazası bildirimi yapılmış, bunlardan 1626 adedi ölümle, 1421 adedi ise sürekli iş görememezlik ile (vücutta %10 un üzerinde işlev kaybı) sonuçlanmıştır.

Çalışanları ve işverenleri ilgilendiren iş sağlığı ve güvenliği kavramı, bu kavrama verilen önem, ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle, toplumlar ve toplumu oluşturan bireylerin eğitim, kültür ve bilinç düzeyleriyle doğrudan ilintilidir. Sanayileşmesini tamamlamış, gelişmiş ülkelerde bu sorun büyük ölçüde halledilebilmekte, iş kazaları ve meslek hastalıkları en alt seviyelere gerilemektedir. Ancak, bilim ve teknolojide geri kalmış, sanayileşmesini henüz tamamlayamamış, iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve bilinci gelişmemiş, sanayici, eleştiri, öneri ve denetim sistematiklerinin gelişmediği, iş kazaları ve meslek hastalıkların gerekli önemi görmediği ülkelerde çalışanın sağlığı ve güvenliği işletmelerde kar amacının önünde bir konu olarak yer edinememektedir.

Kültür

Kültür, çok sayıda karşılığı ve anlamı bulunan, bir sözcüktür. Sosyal ve beşerî bilimlere dek uzanan geniş kapsamlı anlamlar içerir. Onun için günümüzde herkesi tatmin edecek biçimde kültürü tek bir kalıpta tanımlamak, tek bir kalıba sığdırmak güçtür. Kültürle ilgilenen bilim adamlarının bu tanımlamada sürekli yeni girişimlerde bulunmaları kültürün tanımlamasında yaşanan zorluğun göstergesidir.

Kültür, öncelikle insan topluluklarının, düşünsel ve maddi olmayan yönlerini kapsayan, bir grubun üyelerinin, özünü, kendi eserlerini, manevi unsurlarını içeren değerler kavramıdır. O değerler, semboller ve yorumlar modernize toplumlarda diğer kişi ve gruplardan ayrı yaklaşımların olduğu kendine has özelliklerdir (Banks ve Mcgee, 1989). Kültür, genellikle aynı veya benzer özellik gösteren bireylerin, geçmişten gelen bu özellik ve öğrenimlerini nesilden nesile aktarma çabası ve isteği bulunan toplulukların ortaya koydukları kavramdır.

Cooper’a  göre kültür, insanın psikolojik olarak iş ve işletme arasında durumsal açıdan çok amaçlı ve doğrudan etkileşimlerin ortaya çıkardığı bir üründür. Spencer-Oatey (2012), kültürü tanımlarken eleştirel bir kavram olduğunu, kültürün bireylerin doğası ile ilgili olduğunu ifade etmektedir.

Bugün içinde yer aldığımız toplumlarda bireyler geçmişten gelen gelenek ve göreneklerini taşımaktadır. Bu kavramlar zaman içerisinde değişime uğramakla birlikte halen varlığını sürdürenler günümüze kadar gelebilenler de mevcuttur. İşte bu noktada karşımıza kültür terimi çıkmış olup, aslında içinde bulunduğumuz ve hali hazırda yaşadığımız kavramdır.

Schwartz’a göre kültür, insanların içinde yer aldıkları toplulukların özelliklerinden olan örneğin yardımseverlik, uyumluluk, birlikte yaşam gibi kavramların kombinasyonudur. Alakuş’a göre bilim sürekli bir gelişim ve değişim içinde olduğu için birçok terim gibi “kültür” de zamanla kullanılmakta olduğu alanda yeni tanımlara ve anlamlara kavuşmaktadır.

Günümüzde küreselleşme sürecine ve kitle iletişim araçlarındaki gelişmelere bakıldığında toplumlar gibi kültürler arasındaki etkileşimde giderek artmakta, bu süreçte kültür, en çok tartışılan kavramlardan biri durumuna gelmektedir. Bu bağlamda kültürle ilgili olarak sürekli yeni kavramlar (güvenlik kültürü, kitle kültürü, popüler kültür, eğitim kültürü, tüketim kültürü, sağlık kültürü, örgüt kültürü vb.) ortaya çıkmaktadır.

Örgüt Kültürü

Örgüt kültürü, içinde yer aldığı topluluğun yaşam, inanç gibi değerlerini içeren, bu toplulukta yer alan bireylerin bu değerleri davranışsal bir sözleşme şeklinde uygulama da göstermesidir (Wolinska ve Rakowska, 2014)

Örgütler, örgütsel başarıya ulaşmak bakımından, son yılllarda kültürel varlık olarak ele alınmaya başlanmış, bu ele alışın kökleri çok daha eski yıllarda bulunabilirse de, günümüzdeki biçimiyle kavramlaştırılmasının tarihi yaklaşık son yirmi yıla kadar geri götürülebilir.

Her toplumun kendine özgü bir kültürü olduğu ve kültürün toplumdan topluma farklılık gösterdiği dikkate alındığında özellikle sağlık ve güvenlik sorunlarına ilişkin ‘güvenlik kültürü’ kavramını ayrı düşünmemek gerekir.

1986 yılında Çernobil’de meydana gelen nükleer kazadan sonra yapılan araştırmalar ve incelemeler sonucu hazırlanan raporlarda ilk kez güvenlik kültüründen bahsedilmiştir. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesinde üzerinde önemle durulan bir kavram olarak yer edinmiştir. Bu konuda son 20–30 yıllık süreçte gerek teorik gerekse de uygulama düzeyinde yapılan çalışmalardan elde edilen ortak sonuç, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenerek güvenli bir çalışma ortamının yaratılmasında güvenlik kültürü, kilit bir kavramdır.

Güvenlik kültürü; kurumun sağlık ve güvenlik programlarının yeterliliğine, tarzına ve uygulamadaki sürekliliğine karar veren birey ve grupların değer, algı, tutum, düşünme alışkanlıkları, yetkinlik ve davranış örüntülerinin bir toplamı olarak ifade edebildiğimiz gibi çalışanların işyerinde tehlikelerle karşılaşma ve onlara maruz kalma olasılığını en aza indirgeme ile ilgili normlar, inançlar, roller, tutumlar ve uygulamalar biçiminde ifade edebiliriz. Dolayısıyla, iş güvenliği kültürü; çalışanların tutumları ve davranışları üzerinde odaklaşarak güvenli davranışı motive etmekte ve böylelikle benzer davranışları içeren bir kimlik ve bağlılık kazandırmaktadır.

 

İş Kazalarını Önlemede Güvenlik Kültürü

Sağlıklı ve güvenli bir iş ortamının sağlanmasında ve bu ortamda yer alan çalışanlarda güvenlik kültürü kavramı önemli bir yer tutmaktadır. İşletmelerin öncelikle insan hayatına, güvenlik ve sağlık kavramlarına ardından da verimlilik ve karlılık açısından, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularına önem vermesi gerekmektedir. İşletmelerde güvenlik kültürünün var olması ve yerleşmesi için işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkındaki çalışmalarda yönetimin bağlılığı, çalışanların katılımı, çalışan-işveren iletişimi, üretimden ve karlılıktan önce güvenliğin ön planda olması, güvenlik konusunda belli periyotlarla tekrar eden güvenlik eğitiminin varlığı, gelişmiş bir raporlama sisteminin varlığı gibi faktörlerin göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Her yönüyle kişileri ve dolayısıyla toplumları zarara uğratan iş kazaları ve meslek hastalıkları, hem bireylerden hem de işyerlerinin çalışma koşullarından kaynaklanan aksaklıklar, dikkatsizlik, yorgunluk gibi fiziksel ve psikososyal nedenlerden meydana gelmektedir. İşyerlerinin çalışma koşullarındaki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin aksaklıklar, eksiklikler, iş kazaları ve meslek hastalıkları için tehlikeli durum oluşturmakta ve çalışanlardan kaynaklanan eksiklikler de tehlikeli davranışlara yol açmakta dolayısıyla iş kazaları yaşanmaktadır.

Tehlikeli durum ve tehlikeli davranışların bir araya gelmesi iş kazaları ve meslek hastalıklarının meydana gelişindeki iki temel unsurdur. Tehlikeli durumlar, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almakla giderilebilmekte, tehlikeli davranışlar ise eğitim yoluyla çalışanların tehlikeli davranışlarının tehlikesiz davranışlarla değiştirilmesi ve işyerlerinde güvenlik kültürü oluşturulması suretiyle önlenebilir. Çalışanların hareket ve tutumlarında olumlu yönde değişiklikler meydana getirmenin en önemli yollarından biri de onlara iş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim vermektir.

Kazaları, yaralanmaları ve hastalıkları engellemek için, iş güvenliği eğitimi etkin bir yöntemdir. İş güvenliği eğitimi öğrenme ile başlar ve kullanılan metotlarla süreklilik kazanarak devam eder. Öğrenme kuramları ve iş güvenliği eğitim metotlarına bakıldığında; öğrenme eğitimin en önemli parçasıdır ve deneyimlerin paylaşılması, belirlenmesi, öğrenme ile desteklenmektedir. Öğrenme yetenek, beceri ve kabiliyet gerektirir. İnsanlar bir zorlukla karşılaştıklarında daha iyi öğrenme sağlanır.

İş sağlığı ve güvenliği açısından yapılacak olan eğitimin içeriği, kalitesi kullanılan eğitim metoduna bağlıdır. Eğitim metotları arasında, iş başında eğitim en çok rağbet gören metottur. Eğitim malzeme, ekipman ve işçilerin eğitim ve dil becerilerine bağlı olarak farklılık gösterir

Güvenlik kültürü ile birlikte, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi çok boyutlu bir yapı olup, literatüre bakıldığı zaman çok çeşitli sektörlerde, değişik araştırmacılar tarafından, çok sayıda çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Yayınlanan çalışmalar İSG eğitimlerinin ve güvenlik kültürünün iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde oldukça fazla olumlu etkisi olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Günümüzde çalışma hayatında kalıplaşmış, kısa süre içinde değişemeyecek davranış biçimleri aslında iş kazalarının temel nedenleri arasında gösterilmektedir. Yaşanan bu kazaları önlemekte güvenli davranışların ortaya konulması ve bunun sonucunda da güvenli çalışma ortamını destekleyen bir kültürün oluşmasından geçmektedir.

Organizasyonlarda, işletmelerin içinde yer alan tüm kişilerin sağlık ve güvenlik kültürünü benimsemesi iyi bir çalışma ruhu, örgütlerde birlikte hareket etme ve yönetimin titizlikle bu kültürü uygulatmasından geçmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde çalışma ortamındaki tüm süreçlerde güvenlik kültürü duyarlılığı yerleştirilmeli, bu süreklilik kazandırılmalıdır. Bu sayede kazalar önlenmiş, işletme açısından da verim artmış, maddi ve manevi kayıplar azalmış olmaktadır

 

Kaynak: Neden İş Güvenliği

Cevap Bırakın