İş Güvenliği Kültürü Neden Gereklidir?

İş Güvenliği Kültürü

Meydana gelen iş kazalarının oldukça büyük bir oranının “insan” kaynaklı olması nedeniyle bu faktörün daha geniş kapsamlı olarak ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu gerekliliğin de etkisiyle, özellikle son yıllarda “güvenlik kültürü” kavramı daha önemli hale gelmiştir.

Güvenlik kültürü kavramının ilk olarak, 1986 yılında Çernobil’de yaşanan nükleer kazadan sonra OECD Nükleer Ajansı tarafından 1987 yılında hazırlanan ve meydana gelen kazanın olası nedenlerinin sorgulandığı bir raporda kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Adı geçen raporda ilk kez bahsedilen güvenlik kültürü, iş kazalarının önlenmesinde üzerinde önemle durulan bir kavram olarak yer edinmiştir. Bu konuda daha sonraki yıllarda pek çok çalışma yapılmıştır. “Bu çalışmalardan elde edilen ortak sonuç, iş kazalarının önlenerek güvenli bir çalışma ortamının yaratılmasında güvenlik kültürü, diğer bir ifadeyle –pozitif bir güvenlik kültürünün anahtar bir kavram olduğudur” (Aytaç, 2011a:32).

Dursun (2012:152) tarafından yapılan araştırma sonuçları, güvenlik kültürünün sağlıklı ve güvenli bir çalışma çevresi oluşturulmasında önemli bir faktör olduğunu desteklemektedir. Nitekim örgütlerde son yıllarda oluşturulan yazılı etik kodlarında, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sorumlulukların özellikle belirtildiği görülmektedir. Örgütlerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak, yasal yükümlülüklerin yanında etik açıdan sorumlulukları bulunmaktadır. Mal ve hizmetlerin hangi çalışma koşullarında üretildiğinin gittikçe önem kazanması ve iş güvenliği ile ilgili yaşanan sorunların gelişen iletişim teknolojileri sayesinde çok hızlı bir şekilde tüketiciler tarafından duyulabilmesi gibi etkenler, örgütleri yazılı etik koduna yöneltmektedir. Hatta bu kodlarda sağlık ve güvenlikle ilgili sorumluluk ve taahhütlerin yazılı, açık ve net ifadeler içermesi istenmektedir. Tüm bu gelişmeler, örgütlerin iş güvenliğine uygun bir çalışma ortamı oluşturma sürecini hızlandırmaktadır.

 

Sosyal Güvenlik Kurumu istatistiklerine göre ülkemizde 2016 yılında 221.366 adet iş kazası bildirimi yapılmıştır. Bunlardan 1626’sı ölümle sonuçlanmış 1421’i ise sürekli iş göremezlikle sonuçlanmıştır (SGK, 2014). Türkiye İstatistik Kurumu istatistiklerine göre, Mart 2016 itibariyle Türkiye’de kayıt dışı çalışanların oranının %32.9 (TÜİK, 2016) olduğu göz önüne alındığında iş kazalarının resmi sayıların çok üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu veriler değerlendirildiğinde, iş güvenliği kültürüne duyulan ihtiyaç daha açık ortaya çıkmaktadır.

 

İş güvenliği kültürünün oluşumu ve gelişiminden örgütteki tüm bireylerin sorumlu olduğunu belirten Aytaç (2011b:38)’a göre, güvenlik kültürünün büyük bir kısmı görünmez bileşenlerden oluşmaktadır. Bu bileşenlerin ise, çok fazla ifade edilmeyen ama örgüt kültürü içerisinde varlığını devam ettiren kurallar ve inançlar olduğunu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla örgütsel güvenlik kültürü içerisinde yer alan ve güvenlik davranışını olumsuz etkileyen bu görünmez bileşenler pozitif güvenlik kültürü ile ortadan kaldırılabilir. Böylece ileriye yönelik olarak örgütteki tüm bireylerde olumlu bir karşılık bulabilir.

İş güvenliği kültürü oluşturma sürecinde bireysel davranış ve tutumlara odaklanılabilir. Bu tutum ve davranışlar iş kazalarının nedenleri konusunda birtakım ipuçları verebilir. Nitekim Özkan ve Arpat (2015:406)’ın da belirttiği üzere, “Çalışma yaşamında karşılaşılan iş kazalarına genellikle güvenli olmayan davranışların yol açtığı, pek çok çalışma ve istatistikle ortaya konmuştur. Konunun insani ve mali yönden iyileştirilmesi için “güvenli olmayan tutum ve davranışlara” odaklanılması gerekmektedir“.

Her toplumun kendine has bir kültürel yapısı vardır. Toplumsal kültürde yaşanan değişimler genellikle uzun bir zaman alır. Güvenlik ihtiyacı, farklı toplumsal aşamalarda var olmuştur. Ancak güvenliğin anlamı ve kapsamında, toplumsal değişim süreci içinde değişiklikler meydana gelmiştir. Sanayi toplumunda, çalışanların sağlık ve güvenlik açısından olumsuz çalışma koşulları, iş güvenliği konusu önemli hale gelmeye başlamıştır. Günümüzde iş güvenliği örgütler, bireyler ve toplum açısından hayati bir konudur.

Örgütler toplumun bir parçasıdır. Hem toplumsal kültür hem de örgütsel kültürde özne, insandır. Dolayısıyla sosyalleşme sürecinde benimsenen değerler, tutumlar ve davranış kalıpları örgüt kültürünü şekillendirir. Örgütlerde iş güvenliği kültürü örgütsel kültürün ve toplumsal kültürün bir bileşenidir. Toplumsal kültürde güvenlik ile ilgili benimsenen değerler ve tutumlar, örgütlerde güvenlik kültürünün biçimlenmesinde son derece etkilidir. Nitekim iş güvenliği kültürünü yerleştirme çabası içerisindeki örgütler, toplumsal kültürü bu boyutuyla irdelemek durumundadır.

Bu çalışmada, toplumsal kültürün iş güvenliği kültürüne etkisinin analizinde, Hofstede’in kültürel boyutlar teorisi, kadercilik ve dış kontrol inancı, “bize bir şey olmaz” anlayışı ve aşırı güven duygusu, korku kültürü: ölüm korkusuna karşı işsizlik ve açlık ikileminden yararlanılmıştır. Yapılan analiz neticesinde, Türkiye’de toplumsal kültürün iş güvenliği kültürünü genellikle olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Ne Olmalı?

İş güvenliği eğitimleri herkesi kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Örgütlerde iş güvenliği ile ilgili olarak eğitimlerin veriliyor olması, ülkemiz açısından hem kültürel hem de teknik açıdan iş güvenliğini sağlayacak olan çok önemli bir uygulamadır. Ancak, bir çok örgüt tarafından önemsenmeyen ve adeta yasak savma amaçlı yerine getirilen göstermelik eğitimler, iş güvenliğini sadece kağıt üzerinde sağlar. Gerçek yaşam üzerinde etkisi oldukça sınırlı kalır. Bu nedenle, iş güvenliği eğitimlerinin özenli bir şekilde kurgulanması ve amacına uygun bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir. Örgütler, bu nedenle iş güvenliğinin önemini kavrayarak, iş güvenliği bilincinin sağlıklı eğitimler ve bu alanda yetkin kişiler tarafından verilmesi gerekliliğini benimseyerek, eğitimleri amacına uygun bir şekilde yerine getirmelidirler.

 

Kaynak: https://nedenisguvenligi.com/is-guvenligi-kulturu-neden-gereklidir/

 

Cevap Bırakın